Merak Ettikleriniz

  • Çarpıntılı yaşam kaderimiz mi?

İspanyol Kardiyolog Jeronimo Farre’nin bir kitabında anlattığına göre yazılı kayıtlardaki ilk “çarpıntı” olgusuna bizim topraklarda rastlanmış. Anadolu’nun güneyini, bugünkü Orta ve Doğu Akdeniz’i bir dönem egemenliklerinde tutmuş olan Selevkoslar’ın  krallarından birinin kızı hastalanmış. “Kalbinde bir sızı” olduğundan ve “çarpıntıdan” şikayet ediyormuş.  Dönemin saraya çağrılan hekimleri prensesi değerlendirmişler. Hastalığın ne olduğu konusunda pek bir karar verememişler. Aralarından birisi prensesle yalnız kalmak istediğini söyleyip aile bireyleriyle birlikte herkesi odanın dışına çıkarıp bir süre prensesle görüşmüş. Odadan çıkmış ve adı bilinmeyen bir delikanlının saraya çağrılmasını istemiş. Kral duruma şaşırsa da delikanlı saraya çağrılmış ve prensesle görüştürülmüş. Meğerse güzel prenses delikanlıya aşıkmış ve ona kavuşamamanın hüznüyle kalbinde “sızı” ve “çarpıntı” hissetmekteymiş. Prensesle delikanlının hikayesi nasıl sonuçlandı bilmiyorum ama çarpıntısının ve acısının azaldığı kaydedilmiş.  Bu hikayeden tüm çarpıntıların kaynağının aşk acısı veya hüznü olduğu sonucuna varmayacağız elbette. Ama günümüzün bilimsel bilgileri de “kaygı”, “tedirginlik”, “huzursuzluk” gibi duygularla kimi kalp çarpıntısı durumlarının ilişkili olduğunu gösteriyor doğrusu.  Aşağıdaki bölümlerde “Çarpıntı” hissinin diğer nedenlerini, nasıl değerlendirmek gerektiğini ve  çarpıntıdan yakınan bireylerde çağdaş tedavi seçeneklerinin neler olduğunu gözden geçirmeye çalışacağım.

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: